Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ :15 Temmuz sonrası ilk defa
4 Eylül 2016
TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ :15 Temmuz sonrası ilk defa

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi’ne katılmak için geldiği Çin’in Hangzou kentinde ABD Başkanı Barack Obama ile bir araya geldi. İki lider, darbe girişimi sonrası ilk defa yüz yüze görüştü.

Yaklaşık 45 dakika süren görüşmenin ardından Obama, şöyle konuştu:

“Türkiye, güçlü bir NATO müttefiki, IŞİD’le mücadele koalisyonunun kritik bir üyesi. Ordumuz, güvenlik güçlerimiz ve istihbarat işbirliğimiz, IŞİD’in, özellikle de Suriye ve Türkiye sınırlarından geri püskürtülmesine yardım etti. Ancak şimdi bu işi tamamlamalıyız.

Mülteciler konusunda hepimiz Türkiye’yi desteklemeliyiz. Başkanlığım sırasında güçlendirdiğimiz müttefikliğin devamını diliyorum. Darbe girişiminde bulunanların adalet karşısına çıkartılmaları konusunda yardım edeceğiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, bu eylemleri [darbe girişimi] yapanların adalet önüne çıkarılmasından nasıl emin olacağımızın belirlenmesinde adalet bakanlığımızın ve ulusal güvenlik ekibimizin Türk yetkililerle işbirliğine devam edeceğine dair güvence verdim.”

İki ülke arasındaki ‘model ortaklığın’ devam ettiğini söyleyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“15 Temmuz darbe girişiminden sonra telefonlarla yaptığımız görüşmeden sonra ilk kez yüz yüze bir araya geldik. Desteğinizden dolayı teşekkür ediyorum.

Özellikle bölgemizdeki terör eylemleriyle bu darbe girişiminin arka arkaya gelmesi tabii ki çok çok mânidardır ve dünyadaki tüm terör olaylarına karşı bir NATO ülkesi olarak her ikimizin de ortak tavır almamız gerekir. Bunların karşısında bizim sessiz kalmamız mümkün değildir. Tüm terör örgütlerine karşı aynı tavrı takınmak durumundayız çünkü terörizmin her türlüsü kötüdür, teröristin her türü kötüdür. İyi terörist, kötü terörist olamaz. Hepsi bunların kötüdür, hepsi lanetlidir, bunlara karşı takınmamız gereken tavır da bellidir

Temennimiz odur ki güneyimizde bir terör koridoru oluşmasın. Böyle bir terör koridorunun oluşmaması için de koalisyon güçleriyle birlikte Türkiye bir dayanışma içerisinde bu mücadeleyi vermektedir. Bu mücadeleden de başarılı bir şekilde çıkacağımıza inanıyorum.

Feto terör örgütüyle ilgili de çalışmalarımız sürmektedir.  Darbe girişimi öncesi bu teröriste karşı hazırlanan dosya gönderilmiştir. 15 Temmuz’dan sonra hazırlanmakta olan dosyalar da yine ABD’den gelen heyete daha sonra teslim edilecektir. Onların da çalışmaları şu anda devam etmektedir. ABD Adalet Bakanlığından bir heyet gelmiştir. Şimdi de bizden yine Adalet Bakanlığından bir heyet aynı şekilde ABD’ye, hatta Adalet Bakanımız ve İçişleri Bakanımız birlikte ABD’ye gidecekler orada da bu çalışmayı birlikte yapacaklardır.”

Görüşmeyi ABD duyurdu

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’nin istediği desteği yeteri kadar çabuk vermemesi nedeniyle ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ifade ettiği gibi ‘kendisini suçlu hisseden’ ABD, daha öncekilerin aksine bu görüşmeyi ilk duyuran taraf oldu.

Görüşme, Türkiye’nin Suriye’de dengeleri değiştiren Fırat Kalkanı Harekâtı operasyonunun devam ederken gerçekleşti. Liderlerin toplantı gündeminde ilişkilerdeki gerilimi derinleştiren PYD konusu ve Fetullah Gülen’in iadesi vardı.

ABD kulak tıkadı

Arap Baharı’na farklı yaklaşımlar, Suriye konusunda Türkiye’nin güvenli bölge önerisine ABD’nin karşı çıkması, IŞİD ile mücadeledeki yöntem ayrılıkları,  Gezi olayları ve 17-25 Aralık soruşturmalarında da Washington’un Ankara’ya beklediği desteği vermemesi gibi nedenlerle iki ülke ilişkilerinde gerilim yaşanmaya başlamıştı.

Bu gerilim, Fetullah Gülen’in iadesi konusunda Washington’un siyasi kararlılık göstermemesi ve PKK’nın Suriye kolu PYD ve PYD’nin silahlı gücü YPG’ye ABD’nin verdiği destek nedeniyle derinleşti, ağır bir güven bunalımına yol açtı.

Türkiye’nin önceliği

Darbe girişiminin yapıldığı saatlerde ABD hükümeti, seçilmiş Türkiye hükümetine destek açıklamasını gecikerek yapmıştı.

Yalnızca bu açıklama değil, darbe girişiminden sonra ‘geçmiş olsun’ ziyareti de geç geldi. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Türk halkının darbeye direnmesini övse de, sıcak mesajlar vermeye çalışsa da, darbe girişiminden 40 gün sonra yaptığı ziyarette geç geldiği için kendisini suçlu hissettiğini söyleyip özür dilese de, ne 15 Temmuz’da yaralananları ziyaret etti, ne de o gece darbecilere direnirken ölenlerin aileleriyle buluştu.

Biden’ın aynı ziyaret sırasında yaptığı, “Türk halkının ABD’den daha büyük dostu yok” açıklaması da buzları eritmeye yetmedi. Zira Ankara, Washington’un dost olduğu kanıtlamasını bunun için de Gülen’in iadesini, en azından tutuklanmasını bekliyor.

Biden ile birlikte kameralar karşısına geçtiğinde Erdoğan şunları ifade etmişti:

Bizim için öncelik, FETÖ elebaşısının ülkemize iadesidir. Mahkeme kararından bahsediyorlar, biz de 15 Temmuz öncesi örgütün yaptıklarını 85 koli halinde gönderdik. Şu anda da 15 Temmuz sonrasına ait dosyaları yine hazırlayıp gönderiyoruz. Fakat, ABD – Türkiye arası suçluların iadesi anlaşması gereği bu tür kişiler en azından gözaltına alınır, tutuklanır ve mahkeme boyunca gözaltında bulunurlar

Buna karşılık Biden bütün ziyareti boyunca ABD açısından meselenin hukuk meselesi olduğunu, durumun ABD yasalarına göre ele alınacağını tekrarlamakla yetindi.

Türkiye, siyasi kararlılık görmek istiyor

Biden ziyaretini hemen ertesinde Al Jazeera’ye değerlendiren SETA’nın Washington Araştırma Direktörü Kılıç Buğra Kanat’a göre Biden ziyaretinin en başarısız tarafı da buydu:

Amerika’nın hukukun üstünlüğüne verdiği değeri uzun uzun anlatması ve ‘biz buyuz’ tarzı ifadeleri çok iyi bir hava yaratmadı. Mesele ulusal güvenlik ve ulusal çıkar olduğunda farklı standart uygulandığını Amerika’da herkes az çok biliyor. Türkiye kamuoyunun burada hukuka giriş dersine pek ihtiyacı yok. Burada duyulmak istenen, siyasi kararlılık ve sürecin hızlandırılması. Bu konuda bir şeyler söylemesi daha olumlu bir hava yaratırdı.

Ancak Ankara, ABD’den bugüne kadar Gülen’in iade süreciyle ilgili olarak siyasal kararlılık veya sürecin hızlandırılması konusunda önemli bir mesaj almadı.

“Yanılgı içindesiniz”

ABD’nin anlamamakta ısrar ettiği başka bir konu da, Suriye’nin kuzeyinde olanlara karşı Türkiye’nin tutumu.

IŞİD’e karşı mücadelesinde YPG’yi kara gücü olarak kullanan ABD, PYD’yi ‘terör örgütü’ olarak görmediğini söyledi ve “IŞİD’e karşı savaşan en güçlü grup” diye nitelendirmekten de çekinmedi.

Oysa Türkiye, başından beri ‘PYD, YPG, IŞİD arasında bir tercih yapılmak zorunda değil. Hepsi aynı yöntemleri kullanan örgütler, bütün bunlara karşı birlikte hareket edelim’ mesajı vermişti.

Erdoğan’ın Obama ile görüşmesinde bu noktayı bir kez daha vurgulaması bekleniyor.

Çin’e hareket etmeden önce düzenlediği basın toplantısında, “‘DAİŞ’e düşman olan dostumuzdur’ mantığıyla hareket edenler kusura bakmasınlar yanılgı içindedirler ve diğer terör örgütlerinin dostu durumundadır,” diyen Erdoğan ‘IŞİD’e karşı YPG’yi kullananların ‘terör örgütü dostu’ olduğunu da ifade etti.

“Terör koridoruna müsade etmeyeceğiz”

Türkiye, Suriye iç savaşının başından beri defalarca PYD’ye tek taraflı eylemlerden kaçınması ve Suriye’nin geleceğinin, Suriye halkının tamamı tarafından belirlenmesi gerektiğini dile getirdi.

Ancak PYD, Suriye’de iç savaş başladıktan sonra 2014 Ocak ayında önce Cezire’de sonra da Afrin ve Kobani’de kanton kurduğunu ilan etti. Buralarda nüfus değişiklikleri de yaptı. Haziran 2015’te de Cezire ve Kobani’yi birleştirdi.

Birleştirilen iki kanton ile batıdaki Afrin kantonu arasında kalan bölgenin büyük bir kısmının kontrolü IŞİD’in, bir kısmının kontrolü de Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) geçmişti. PYD, bu bölgeyi de ele geçirme hedefini gizlemedi.

Bu aradaki bölgenin PYD güçleri tarafından ele geçirilmesi durumunda, Suriye’nin kuzeyinde, bütün Türkiye sınırı boyunca, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin yönettiği bir yapılanma ortaya çıkacak. Türkiye’nin Ortadoğu ile olan bağının arasına bu yapılanma girmiş olacak.

Türkiye, böyle bir koridora karşı olduğunu açıkça ortaya koydu. PYD güçlerinin Fırat Nehri’nin batısına geçmesini kırmızı çizgi olarak gördüğünü vurguladı.

Erdoğan, Çin seyahati öncesi yaptığı açıklamada bu koridoru ‘terör koridoru’ olarak tanımladı:

“Kesinlikle Suriye’nin kuzeyinde, bizim de güneyimizde bir terör koridoruna müsaade etmeyeceğiz, bunun bilinmesini isterim.” 

Sözlerini tutmadılar

Ancak daha önce de benzeri uyarıları defalarca duymuş olan ABD, PYD güçleri ile bölgedeki bazı Arap unsurların birleşmesinden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Türkiye sınırına bitişik olmasa da daha güneyden, Mumbuç üzerinden ilerlemesini destekledi.

Erdoğan aynı açıklamada, Obama ile Mumbuç üzerine daha önce de konuştuklarını, YPG güçlerinin Mumbuç’a girmeyeceğinin taahhüt edildiğini söyledi:

” Bunu Sayın Başkan Obama ile görüştüğümüzde kendileri, kesinlikle bunların buraya (Mumbuç) girmeyeceğini bana taahhüt etti, söyledi. Bunların hepsi kayıtlarda var. Bu kayıtlarda olan görüşmeden hareketle bizim gerek istihbarat örgütümüz gerekse bu konuda askeri görevlilerimiz bu görüşmeleri sürdürdüler. Ne yazık ki bu görüşmeye rağmen daha sonra bir de baktık ki bunlar Arapları dışlayıp oradan YPG gruplarını kuzeye doğru göndermenin gayretini gösterdiler.”

 “Fırat’ın doğusuna geçtiler”

Gaziantep’te 20 Ağustos IŞİD tarafından düzenlendiği düşünülen ve 54 kişinin ölümüne neden olan intihar saldırısından sonra Türkiye, 24 Ağustos’ta Fırat Kalkanı Operasyonunu başlattı. Desteklediği ÖSO güçleriyle birlikte IŞİD’İ bu bölgeden temizlemeye girişti.

Operasyonun başladığı gün Ankara’ya bir ziyaret gerçekleştiren ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, “YPG Güçleri Fırat’ın doğusuna çekilecek, aksi halde YPG’ye desteğimizi keseriz. Kürt koridoru olmayacak, nokta” sözleriyle YPG’ye sınır çizmiş oldu.

Fırat Kalkanı Harekâtı başladıktan üç gün sonra 27 Ağustos günü Türk tanklarına PYD öncülüğündeki SDG tarafından saldırı düzenlendi. Bir asker şehit oldu. Bunun ardından Türk savaş uçakları Cerablus’un güneyindeki SDG hedeflerini vurdu. 25 YPG’linin öldüğünü duyurdu. Türkiye destekli ÖSO birlikleri SDG’nin elindeki birçok köyün kontrolünü ele geçirmiş ve güneye doğru ilerledi.

“İnanmıyoruz”

Bu gelişmeler üzerine ABD, Türkiye ile SDG’nin karşı karşıya gelmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.  Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes, Türkiye’nin başlattığı operasyonu desteklediklerini söyledi ama SGD güçlerine karşı eylemlerin IŞİD ile mücadeleyi güçleştirdiğini ifade etti:

“Desteklemediğimiz çabalar ise güneye doğru hareket edilmesi ve destek verdiğimiz muhalifler olan Suriye Demokratik Güçlerine karşı çarpışması. Suriye Demokratik Güçlerine karşı düzenlenecek daha fazla eylem IŞİD’e karşı birleşik bir cephe çabalarımızı güçleştirecektir.”

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter Türkiye ve SGD güçlerinin birbirleriyle çatışmak yerine IŞİD ile mücadeleye odaklanmalarını istedi.

ABD’li yetkililer, YPG güçlerinin Fırat’ın doğusuna çekildiklerini ve bu Türkiye’ye verdikleri taahhüdü yerine getirdiklerini iddia etseler de ikna edici olamadı. Erdoğan, Çin’e gitmeden önce yaptığı açıklamada bunu net bir biçimde ortaya koydu:

“Bize şu anda, ‘Fırat’ın doğusuna geçtiler’ diyorlar. Biz de diyoruz, ‘Hayır geçmediler.’ Ben şunu da söyleyeyim; Fırat’ın doğusuna geçtiklerinin ispatı bizim tespitimize bağlıdır. Birilerinin Amerika’da yaptıkları açıklamayla veya şurada burada yaptıkları açıklamayla, biz YPG’nin veya PYD’nin Fırat’ın doğusuna geçtiğine inanmayız.”

“Kim kiminle denk tutuyorsunuz?”

Bu gelişmelerin ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) sözcüsü Albay John Thomas, 30 Ağustos’ta Cerablus’un güneyinde Fırat Kalkanı Harekâtı’nda Türkiye ile PKK’nın Suriye kolu PYD öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri arasında yaşanan çatışmaların sonlandırılması için tarafların mutabakata vardığını söylerdi.

Bu açıklama da yeni bir gerginlik konusu oldu.

“PYD ile anlaşma falan söz konusu değil” diyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “zaman zaman özellikle Amerikalı yetkililerden, Türkiye ile PYD ve YPG terör örgütünü adeta aynı kefeye koyan, onları eşitleyen açıklamalar duyuyoruz. Bunlar kabul edilemez,” dedi.

“Kendi göbeğimizi kendimiz kestik”

Obama  ile yapacağı görüşmede Erdoğan’ın Fırat Kalkanı Harekatı hakkında da bilgi vermesi, harekatın amacını ve hedeflerini anlatması da bekleniyor.

Erdoğan Çin’e hareketinden önce yaptığı açıklamada da konuya değinmiş, “Biz göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız çünkü biz durdukça oralardan birileri ülkemizi bombalıyor,”demişti.

Harekâtın bölgenin yerli halkına lojistik destek verilerek yürütüldüğünü de anlatmıştı:

Biz Türkiye olarak birilerinin yaptığı gibi Cerablus’a girip oraya yerleşmenin gayreti, hesabı içinde değiliz ki. Tam aksine Cerablus’un gerçek sahiplerinin oraya yerleşmesine yönelik adımlar atıyoruz.”

“Size nasıl güveneceğiz?”

Erdoğan’ın Çin seyahati için yola çıktığı 1 Eylül’de Milliyet gazetesinde yayınlanan bir demecinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, hem PYD güçlerinin Fırat’ın doğusuna çekilmesi, hem de Gülen’in iadesi sorununun ikili ilişkilere nasıl yansıdığını şöyle ifade etmişti:

“…Eğer çekilmezlerse, ABD sözünde durmamış olur. Kusura bakmasınlar, sözünde durmuyorsa ABD, biz onlara nasıl güveneceğiz bundan sonra? Hangi konuda güveneceğiz? Zaten Fetullahçı Terör Örgütü’nün liderinin ABD’de kalmasından dolayı çok ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz. ABD bir de bu konuda sözünde durmazsa, ABD’ye tamamen güven ortadan kalkar. Şu anda, maalesef halkımızın ABD’ye güveni en düşük düzeyde.”

Kaynak: Al Jazeera ve AA


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa