Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
Başbağlar katliamı 24 yıldır aydınlatılamadı
7 Temmuz 2017
Başbağlar katliamı 24 yıldır aydınlatılamadı

Madımak otelinde yaşananlardan 3 gün sonra Başbağlar’da 33 kişinin katledilmesinin üzerinden tam 24 yıl geçti. Her iki olayın da aynı eller tarafından tertiplendiği, Alevi-Sünni çatışması hedeflendiği yıllarca dillendirildi; ancak şu ana kadar olayın asıl failleri hiç yakalanmadı.

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’teki Madımak Oteli katliamından 3 gün sonra Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Başbağlar köyünde, akşam ezanı sonrası camiye giden 22 kişi ve araziden köye gelen 4 kişi kurşuna dizildi. Köydeki 191 ev, cami ve okul, içindeki insanlarla birlikte yakıldı. 1’i kadın 4 kişi yandı, toplam 33 kişi hayatını kaybetti. Jandarma telefonla aranmasına rağmen olaydan 14 saat sonra sabah 10.10’da köye gitti. Katliamda ölenlerin otopsisi dahi yapılmadı. İş makineleri evleri delil bırakmamak için dozerle dümdüz etti.

Başbağlar’da öldürülen insanların üzerine “Sivas’ın intikamı alınmıştır” yazılı bildiriler bırakılarak yeni çatışmalar çıkarılması hedeflendi.

Sivas olayından sonra birçok kişi suçlu iddiasıyla idam cezasına çarptırıldı ancak yine de her iki olayın gerçek failleri hala bulunmuş değil.

TEŞHİSİ ENGELLEDİLER!

Başbağlar’daki katliamda 210 hanenin 191’i yandı. Olay yerinde 585 boş kovan bulundu, kovanlara balistik incelemesi yapılmadı. Olayın ardından gözaltına alınan 14 sanık suçlarını itiraf etti. Katliama karıştığı iddia edilen kişiler, sanık yakınlarıyla yüzleştirilmedi. “Teşhis usulsüz” denilerek tetikçiler serbest bırakıldı ve bir daha da bulunamadı. Erzincan DGM’de görülen dava İzmir DGM’ye alındı. Erzincan’da 4, İzmir’de 24 duruşma yapıldı. İtirafçı olan iki kişi PKK’ya yardım ve yataklık suçunu işlediği gerekçesiyle ceza aldı. Başbağlar davasında ise, ceza alan tek sanık olmadı.

SAHTE SANIKLAR

Başbağlar Katliamı sonrası açılan davaya bakan hakime göre sanıkların hepsi sahteydi. Davanın hakimlerinden Şakir Kadıoğlu, “Katliamdan dolayı tutuklananların olayla hiçbir ilgisi yoktu” dedi. Geçen yıl basına konuşan Kadıoğlu, “O davada hiçbir sanık suçlu değildi. Olay yeri incelemelerini savcı değil, oradaki görevli bir asker yaptı. O kimin adını yazdıysa, mahkeme karşısına da o çıkarıldı. Başbağlar Türkiye’nin hukuk tarihinde bir yüz karasıdır. Yazıktır, günahtır” diye konuşmuştu.

‘ALEVİ İŞİ’ GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞTILAR

Dava avukatlarından Cüneyt Toraman, Başbağlar katliamını yapanların katliamı ‘Alevi işi’ gibi göstermek için tehditle Alevi köylerinden 19 ile 20 kişiyi gruba dahil ettiklerini belirterek, yargılananların da bu kişilerle sınırlı kaldığını ifade etti.

Cüneyt Toraman, konuyla ilgili yaptığı açıklamada,  “Gerçek faillerin ortaya çıkmaması için yargıya müdahale edildi. Görevli ve yetkili Erzincan DGM, davanın naklini gerektirecek bir neden olmadığı halde İzmir DGM’ye gönderdi. İzmir DGM’deki yargılamada ‘pişmanlık yasası’ çıktı ve farklı cezaevlerinde yatan sanıklar, suçlarını itiraf etti. Buna rağmen mahkeme, katliamın gerçek faillerini yargılamak yerine, katliama yardım ve yataklık eden birkaç kişiyle yargılamayı sürdürmeyi tercih etti. 5 yıl sonunda, 18 sanığın beraatine, 2 sanığın ise terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçundan mahkûmiyetine karar verildi. Olayın faillerinden bir kişi dahi yargılanmamış, mahkûm edilmemiştir. Teröristlerin olay yerine son derece düzgün bir el yazısıyla ‘Sivas’ın intikamı alındı’ şeklinde bir bildiri bırakması, bazılarının takım elbiseli olması, İstanbul şivesiyle konuşması olayda “derin devlet” parmağı olduğunu göstermektedir’ demişti.

 

ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI PLANLANDI

1992-1993 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarının araştırılması için Meclis’te kurulan komisyon, Başbağlar’da yaşanan katliamı da araştırmıştı.

Rapora göre, terör örgütü, yıllar öncesinden Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı Karataş köyü ile Hozat ilçesine bağlı Kozluca köyünden eleman temin etmeye çalışıyor. Örgüt, baskı ve tehditlerle köy halkını sindiriyor. Katliamdan bir gün önce Karataş köyüne gelen ‘Delil’ kod adlı terörist grubu, “Sivas’ta (Madımak) yapılan katliam halkımıza yapılmıştır. Artık olay Alevî-Sünni, Kürt-Türk sorunu haline gelmiştir. Erzincan’ın Başbağlar köyünde eylem yapacağız, bu konuda sizler de bize yardım edip eyleme katılacaksınız.” şeklinde talimat veriyor.

Erzincan Valiliği’nin komisyona gönderdiği yazıda da olay anı anlatılıyor.  Saldırının gece 01.00’de ihbar edildiği, köyden saat 20.30 sularında alevlerin çıktığını gören 1 kilometre uzaklıktaki Yukarı Umutlu köyü halkının korkuyla hiçbir yere haber vermedikleri, bu duruma tahammül edemeyen köy imamının gizli olarak Başpınar Jandarma Karakolu’na telefon ettiği belirtiliyor. Olay tespit tutanağında ise saldırıdan yaklaşık 14 saat sonra Başbağlar’a ulaşıldığı ifade ediliyor.

Katliamdan sonra etrafa bırakılan bildirilerle Alevî-Sünni çatışmasının başladığı görüntüsü vermeye çalışıldığı tespitinde bulunan komisyon, katliamın görünürdeki sebebinin Sivas’ta yaşanan olayların misillemesi olduğunu kaydediyor. Olayın asıl nedenleri ise şöyle sıralanıyor: “Sünni-Alevî çatışmasından siyasî bir kaos ortamı oluşturmak, bir kardeş kavgası, bir iç çatışmadan çeşitli cephelerin açılacağı bir yaygın ateş hattı oluşturmak, bölge halkını göçe zorlayarak sosyal çalkantıların doğmasına zemin hazırlamak.”

KATLİAMIN TANIĞI: BENİ ÖLDÜ SANDILAR, BIRAKTILAR

Olay sırasında kurşunlanan ve öldü diye bırakılan Muhtar Ali Akarpınar, Türkiye Gazetesi’nden İrfan Özfatura’ya o gün yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

“Böylesi bir temmuz günüydü. Başbağlar sabah mutlu uyanmıştı. Gurbetteki hemşerilerimiz gelmişlerdi, kucaklaşmışlardı. Hatta Almanya’dan bir minibüs yollamışlar, nihayet köyümüzün bir arabası da olacaktı. O zamanlar Başbağlar kıpır kıpırdı. Hayvancılık hızlıydı, ekinler boylanmıştı. Akşam namazı camideydik. Eli silahlı militanlar geldi, çok gençtiler, bizi köyün yukarısına çıkardılar. Doğrusu itmediler, kakmadılar, zorlamadılar. Kadınları da kuru bir dere yatağına toplamışlar. Takriben yarım saat, belki üç çeyrek örgüt propagandası yaptılar. Meğer bizi oyalıyorlarmış, aşağıda evleri talan ediyor, yağma yapıyorlarmış o anda. Ne zamanki kesif bir duman yükseldi köyün yakıldığını anladık. Zaten evlerimiz ahşap ve bitişik nizam. Üstü ot, altı ahır, Nasıl berbat bir koku anlatamam. Bak, hayvanların çığlıkları hala kulaklarımda.”

” Biz 40 kadar militan saydık ama istihbarata sorarsan 100 kişi civarındalar. Birden ateş emri verildi, ilk kurşunu göğsümden aldım, koltuk altımdan çıktı. Düşmüş bayılmışım herhalde beni öldü sandılar. Bir ara gözümü açtım köy alev duman. Yanımda Kamil Akpınar yatıyor yaralı. İçim yanıyor diye sızlandı, kıpırdayamıyorum ki su bulsam ona. Rahmetli çıkamadı sabaha. Başpınar nahiyesi 30 kilometre kadar uzakta. Orada karakol var. Yukarı Mutlu köyü çok yakın yetkilileri aramış olmalılar.

Hadise mahallinde 565 kovan toplanmış, demek üzerimize en az 20 Kaleşnikof şarjörü boşaltmışlar. 5 köylümüz de evlerinde yanarak şehit oldular. Sabah komşu köylerden geliyorlar, beni iptidai bir sedyeyle taşımışlar. Köye itfaiye hiç gelmemiş, ben 2 ay sonra döndüm enkaz için için yanıyordu hala. İnanır mısınız buraya bir sene kuş gelmedi, kedi köpek kalmadı ortalıkta.”

“DAVA YENİDEN AÇILSIN”

Başbağlar’daki katliamda 13 yakınını kaybeden Muharrem Baltacı ise o gün yaşadıklarını şu sözlerle anlatmıştı.

“20 küsür yıl geçti ama hâlâ 5 şehidin naaşına ulaşılamadı. Yengem Nazife Baltacı ile yeğenim İbrahim de kayıp. Gözü dönmüşcaniler 13 yaşındaki yeğenimi katletti. Biz ailelerimizi kaybettik ama toprağımızı kaybetmedik. Dozerlerle aramalar yapıldı. Bir köyde dozerlerle ceset arandığı nerede görülmüş? Anneannem İstanbul’a geldikten sonra acıya dayanamayarak vefat etti. Dava yeniden açılsın ve dönemin mülki amirleri üzerinden tekrardan değerlendirilsin.”

kaynak: Dünya Bülteni/ Haber Merkezi


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa