Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
Batı’nın Yıkılışını Gören Bir Akıl: Malcolm X
30 Haziran 2016
Batı’nın Yıkılışını Gören Bir Akıl: Malcolm X

Malcolm X, 1965’te otuz sekiz yaşında şehit edilinceye kadarki hayatına çok şey sığdırmış bir güzel insan. Onun hayatı da Muhammed Ali’nin hayatı kadar çalkantılıdır. Her ikisi de Müslüman kimliğiyle olaylara bakmış ve bu kimliğin kendilerine kazandırdığı şahsiyetle dünyaya meydan okumuşlardır.

Muhammed Ali, süper güç ABD’de hem bir siyahî hem de bir Müslüman olarak inancını tüm dünyaya ilan eder ve böylelikle tüm güç merkezlerine meydan okur. Saf ve samimidir. Bu uğurda göze almayacağı şey yoktur. Kendine güvenir ve bu özgüvenle her türlü güçlüğün üstesinden gelir.

Malcolm X de Muhammed Ali gibi eylemcidir, evet ama o yaşadığı dönemin olaylarını değerlendirip dünyanın alacağı şekli gören bir akıldır da aynı zamanda. Malcolm X’in fikir adamı kimliği, yaptığı konuşmalarda kendisini belli etmektedir zaten ama özellikle Audubon konuşmalarında bu kimliği tartışmasız bir şekilde ortaya çıkar.

Audubon konuşmalarındaki feraset

Amerika’daki sahih İslami hareketin en önemli öncülerinden olan Malcolm X, yeni bir atılım için toplantılar düzenleyen Afro Amerikan Birliği Örgütü’nün Audubon konuşmalarına davetlidir ve burada konuşmalar yapar. Malcolm X, bu konuşmaların yıldızıdır ve her cümlesi bir mıh gibi çakılmaktadır mazlumların akıllarına. Onun buradaki konuşmaları, birer manifestodan farksızdır. Zaten şehadeti de burada olacaktır çünkü Malcolm X, artık özelde ABD, genelde de tüm Batı için durdurulması gereken bir tehlike halini almıştır.

Bu konuşmalarda Malcolm X, entelektüel bir Müslüman kimliğiyle dünya olaylarına değinir. 1965 yılında yapılan bu konuşmaların ilki olan “Köklerimiz ya da Afrikalı Amerikalıların Tarihi” başlıklı konuşmada (bu konuşmalar 1984 yılında Beyan Yayınları tarafından, Ahmet Kot çevirisi ile Köklerimiz ismiyle yayınlanmıştır) Malcolm X, “… Son zamanlara kadar bütün güç Avrupa’daydı, tümüyle beyaz adamın elindeydi. Bu gücün merkezi Londra’ydı, Paris’ti, Brüksel’di, Washington’du ve buna benzer yerlerdi. Şimdi gücün merkezleri değişiyor. Afrika’nın Akra’sında (Gana’da) bir güç merkezi var. Bir başkası Kahire. Bir başkası Cezayir. Bir başkası Tokyo. Bir başkası Pekin. Evet, bu güç merkezleri kuvvetlendikçe Avrupa da bir güç merkezi olarak zayıflamakta. İşte, problem doğuran da bu. Beyaz adam endişeleniyor. Bütün gücü elinde toplamakla iyi etmediğini ve güç merkezi değiştiğinde ellerine düşecekleri kişilerin şimdi baskı altında tuttukları kişiler olduğunu gayet iyi biliyorlar. (…) Burada söylemekte olduğum şeylerin ırkçı düşüncelerle bir ilgisi olmadığını belirtmek isterim; ben ırkçılıktan söz etmiyorum. Bütün beyaz insanları da suçlamıyorum.”  (s. 26-27) derken sanki günümüzün huzursuz dünyasını ta o günden resmetmekte ve sömürüye doymayan Batı’nın çöküşünü daha o günden müjdelemektedir.

Eti nasıl yersiniz?

Yine Malcolm X, günümüzde medeniyet ölçüsü olarak bilinen Avrupa’nın, geçmişlerinde nasıl bir medeniyet anlayışı olduğunu onların et yemeklerini yeme kültürleri üzerinden çok çarpıcı bir şekilde şöyle anlatır:  “… O günlerde Avrupalılar yiyeceklerini de pişirmiyorlardı. Mağarada yaşadıkları bu dönemde hayvanları başına vurarak öldürdükten sonra etlerini çiğ olarak yediklerini kendileri bile söyleyebilirler, o dönemde yaşadıkları mağaraları gösterebilirler. Eti de pişirmeden yiyorlardı, başka yiyecekleri de… Lokantada görmüşsünüzdür, ‘Az pişmiş bir biftek ver, kanı üstünde olsun!’ derler.( …) (Siz) Kendiniz olarak davrandığınızda ‘Benimki iyi pişmiş olsun!’ diyeceksinizdir.” (s.55)

Köleleştirme yöntemleri

Kitabın 77. sayfasında Malcolm X’in kölelik ve köleleştirmeyle ilgili anlattıkları “Nasıl Köleleştirildik?” başlığı altında anlatılmış. Bu anlatılanlar, doğrusu insan hayalinin kavrayışını zorlayacak şeyler. Ama bizler biliyoruz ki Batı’nın geçmişinde ‘cadı’ suçlamasıyla insan yakma, kafasına tokmakla vurarak insandan şeytan çıkarma gibi tedavi yöntemleri var. Bunlar eşliğinde Malcolm X’in “… Bir kitapta okumuştum: Bir siyah elleri ve ayakları ayrı ayrı olmak üzere gerilerek bağlanıyor, sonra iplerin ucundaki ağır kütükler serbest bırakılınca ani çekiş darbesiyle kollardaki ve bacaklardaki eklemler yerinden çıkıyor ve esiri dörde ayırarak paramparça ediyor. Hamile bir kadını karşıya oturtup bütün bu yaptıklarını seyrettiriyorlar. Böylece kadının içine düştüğü üzüntü ve korku doğrudan doğruya henüz doğmamış olan bebeğe, siyah bebeğe geçiyor. Bebek korkuyla doğuyor. Korkuyu içinde taşıyarak doğuyor.” (s. 77-78) şeklindeki cümleleri, siyahi ırkın neler yaşadıklarını ve bir ırkın bir korkuyu nasıl tevarüs ettiğini olanca çıplaklığıyla anlatıyor.

Batı’nın medeniyet illüzyonlarını çok iyi anlayan ve bunu yılmadan anlatan, bu anlattıkları yüzünden de sonunda şehadet şerbetini içen Malcolm X’e rahmet dileyerek…

 

Dünyabizim.com/Ahmet Serin


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa