Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
Cesaretinin bedelini ödeyen kral: Faysal Bin Abdülaziz
2 Kasım 2016
Cesaretinin bedelini ödeyen kral: Faysal Bin Abdülaziz

haber10

Ağaç baltaya, “Ben böyle yıkılmazdım, beni yılan benden olmasaydı.” dedi. Çoğu karmaşık meseleyi anlamak için bir darb-ı mesel yeter bazen. Dün de bugün de Ortadoğu’da yaşanan süreç bu minvalde ilerliyor.

Bu coğrafyada kim hakkı haykırsa, Birleşmiş Milletler kürsüsünde “Doğrucu Davut” olsa veya kaynaklarını millileştirse başına aynısı geliyor. Ortadoğu’nun neft yağı İngiltere, ABD ve Rusya’nın varillerine girdiği günden beri bu coğrafyada eşitlik ve adaletten bahsetmek diktatörlük sayılıyor.

Kaynaklarını millileştirmek isteyen bütün liderler önce şahsiyetine vurulan darbeyle şeytanlaştırılıyor ardından ya darbe ya da suikasta uğruyor.

İkinci Paylaşım Savaşı’nın ardından gelen yıllarda Arap yarımadasındaki devletler İngiltere için Hindistan yolunu güvenceye almak için anlaşma yapılan birer bekçiydi. İngiltere’nin ve ABD’nin hala dünyada finans kapital imparatorluğu olan aile şirketleri Ortadoğu petrolünü keşfettikten sonra işler hızla değişti.

1950’li ve 60’lı yıllarda petrol ithalatında imtiyaz sahibi olan şirketler fiyatlandırma ve satıştaki tekelleri sayesinde petrolün ihracatını yapan ülkelerden daha çok kazanıyordu. Keynes 29 buhranı sonrasında ABD ve İngiltere ekonomisi için rant kuramını geliştirmişti. Kiracının ev sahibinden çok kazanması diyordu bu durum için.

Ortadoğu’nun ev sahipleri bu durumdan elbette ki rahatsız olacaktı. Ancak kiracı için söz konusu paraysa savaş teferruattır. Soğuk Savaş’ın Sovyet etkisinde gelişen milliyetçilik Yemen’de ev sahiplerini kavgaya tutuşturuyordu. Silah tedarikçisini uzakta aramaya ise gerek yok: ABD.

1970 Petrol krizinin arka planı bugün Irak ve Suriye’den aşina olduğumuz, Yemen’de tekrar edilen filmin ilk serisiydi.

Ancak İslam yurdunun, İslam evinin de her ev gibi mahrem bir odası vardır. İsrail’in Filistin topraklarını işgaliyle bardağı taşıran son damla oldu. Ancak ABD’nin İsrail’e yardımıyla savaş Müslümanlar aleyhine sonuçlandı. İşte Kral Faysal’ın suikastine giden yol böyle döşendi.

SARAYINDA ÖLDÜRÜLEN BİR KRAL: FAYSAL BİN ABDULLAZİZ

Mısır’da yaşanan 3 Temmuz Darbesi’nde Darbeci Sisi’ye yardıma gelenlerin başında Suudi Ailesi başı çekiyordu. Yine aynı Kraliyet Ailesi aynı Mısır’da bu sefer Müslüman Kardeşler’i “terörist” olarak tanımladı.

Zengin Arap Ülkelerini de peşine takan Suudi Arabistan Mısır’da darbecileri desteklemeye devam etmesi, İslam Alemi’nde anlaşılmaz bir durum olarak hafızalardaki yerini aldı. Halbuki bölgede yaşanan süreç anlaşılmaz değildi.

Bugünü anlamak için geçmişe 25 Mart 1975’e dönmemiz gerekiyor. Kral Faysal bin Abdülaziz Riyad’daki sarayında yeğeni Faysal bin Musaid tarafından öldürülür. Ortadoğu’daki kırılmalardan bir tanesidir Kral Faysal Suikasti.

DİNDAR VE DONANIMLI VALİ

Faysal, Suudi Arabistan’ın kurucusu Abdulaziz bin Abdurrahman Al-i Suud’un üçüncü oğlu olarak 1906’da Riyad’da dünyaya gelir. Annesi Tarfe’nin doğumdan 6 ay sonra vefatıyla birlikte, Faysal’ın bakım ve terbiyesini anne tarafından dedesi Şeyh Abdullah üstlenir.

Faysal, dini eğitim görür, hafızlık yapar. Diğer kardeşlerinden ayrı olarak, dedesinden aldığı eğitim, Faysal’ın daha dindar ve donanımlı bir şekilde yetişmesini sağlar.

Henüz 20 yaşında Faysal ‘Hicaz Genel Valisi’ olarak atanır. Genç yaşta bu önemli sorumluluğu üstlenen Faysal, hac ve umre için dünyanın dört bir yanından Hicaz’a gelen siyasetçi, alim, hareket adamı ve düşünürle tanışma ve sohbet etme imkanı bulur.

Muhammed Esed ve Malcolm X başta olmak üzere, bizzat ağırladığı kişilerle yakın dostluklar kurar, ihtiyacı olanlara maddi yardımlarda bulunur.

1953’te babasının ölümüne ve kendisinin de veliaht prenslik makamına geçmesine kadar sürdürdüğü Hicaz Valiliği, Faysal için İslâm dünyasının problemlerini, eksik ve ihtiyaçlarını yakından izlediği bir dönem olur.

KRAL FAYSAL’IN İSLAM BİRLİĞİ DÜŞÜNCESİ

Faysal, 29 Kasım 1947’de, Filistin’in Araplarla Yahudiler arasında taksim edildiği BM oturumunda Arap delegasyonunun başkanı sıfatıyla hazır bulunur. ABD ve diğer ülkelerin İslâm dünyasını nasıl kandırdığını yakından gözlemler.

1964 yılında ağabeyi Kral Suud, ulemanın ve aile meclisinin ortak kararıyla görevden azledilince, Faysal, Suudi Arabistan’ın üçüncü kralı olarak tahta çıkar.

Kral Faysal, İslam birliği düşüncesine sahiptir. Göreve başladıktan sonra bu fikri gerçekleştirmek amacıyla başta Mısır, Suriye, Irak gibi Müslüman ülkelerle diplomatik ilişkilerini geliştirmeye çalışır.

İslam ülkeleri liderleri ile yaptığı görüşmelerin sonunda 1969 Rabat’ta ilk “İslam Zirve Toplantısının” gerçekleşmesini ve daha sonra da “İslam Konferansı Örgütünün” kurulmasını sağlar.

İsrail işgali altında bulunan Kudüs’ün kurtuluşu için cihat ilan eden Kral Faysal Amerika olmak üzere Batılı ülkelerin İsrail’in yanında bulunmasından dolayı Batıya karşı mesafeli ve öfkeli bir siyaset izler.

Dış politikada sert çizgide bulunan Kral Faysal iç siyasette ise halkından yana bir yönetim sergiler. Halkın sorunları ile yakından ilgilenen Kral Faysal eğitim, sağlık, ulaşım, haberleşme gibi alanlarda reform sayılabilecek önemli yatırımlar yapar.

KRAL FAYSAL’IN ÜNLÜ KUDÜS KONUŞMASI

Kudüs, Kral Faysal’ın bütün siyasetinin ve attığı uluslararası adımların çıkış noktasını oluşturur. Tıpkı Selahaddin Eyyubi’nin Haçlı işgali altındaki Kudüs için duyduğu hüzün gibi, Kral Faysal da 1967’de İsrail’in Kudüs’ü işgali karşısında derin bir kedere kapılır. Kral Faysal’ın bütün adımları, “Kudüs’ü kurtarmak” üzerinedir.

Kral Faysal, yaptığı konuşmada cihat çağrısında bulunarak şunları söyler:

“Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? Dünyanın vicdana gelmesini mi bekliyoruz? Nerededir ki dünyanın vicdanı? Mukaddes Kudüs’ü Şerif sizi çağırıyor. Kendisini kurtarmanızı bekliyor. Neden korkuyoruz? Ölümden mi korkuyoruz?

Allah yolunda cihad ederek ölmekten şerefli ve daha faziletli ölüm var mı? Ey kardeşlerim, bizim istediğimiz İslam Milliyeti ve İslami uyanıştır. Milliyetçilik, ırkçılık veya bloklaşma değildir arzumuz. Çağrımız İslami çağrıdır. Allah yolunda cihad etmeyedir çağrımız.

Dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harimi İslâm içindir çağrımız. Ne zaman ki hatırlasam Haremi Şerifimiz (Kudüs) ve mukaddesatımız işgal ve tecavüz altındadır ve aşağılanmaktadır ve orada günahla Allah’a isyan ve ahlaki çöküntüler sergilenmektedir; işte o zaman Allah’a halisane yalvarıyorum, eğer bana cihad etmek ve mukaddes topraklarımızı kurtarmak nasip olmayacaksa, beni bu dünyada bir an bile yaşatma.”

1973 PETROL AMBARGOSU

Takvim yaprakları 1973 yılını gösterdiğinde Ortadoğu yeni bir savaşa doğru gitmektedir. Arap ülkeleri 1967 yılında İsrail ile yaptıkları “Altı Gün Savaşlarında” kesin bir mağlubiyet aldılar. Bu tarihten itibaren ümitlerini BM toplantılarına ve ABD-Rus görüşmelerine bağladılar.

Ancak diplomatik çabaların sonuç vermediğinin anlaşılması Arapları tek yolun top yekün mücadele olduğu düşüncesine getirir. Başta Mısır, Suriye ve Ürdün olmak üzere Arap Ülkeleri yeni bir savaş için hazırlık yapmaya başlarlar.

6 Ekim 1973 tarihinde Suriye ve Mısır kuvvetleri İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlatırlar. Mısır-Suriye İttifakının İsrail’e savaş açması üzerine Amerika başta olmak üzere diğer Batılı ülkeler geçmişte yaptıkları gibi İsrail’in yanında yer aldılar.

Batılı ülkelerinin bu dayanışmasına karşı Arap ülkelerinin elindeki en büyük kozlardan biri petroldür. Çok geçmeden başta Suudi Arabistan ve onun lider Kral Faysal’ın önderliğinde  Arap ülkeleri Batı ülkelerine petrol ambargosu başlatırlar. Ambargoyla beraber uluslararası çapta büyük bir enerji krizi baş gösterir.

MESCİD-İ AKSA’DA İKİ REKAT NAMAZ KILMAK İSTİYORUM!           

Kralı Faysal, petrol ambargosunu başlatırken tarihe geçecek  şu cümleleri  sarf eder: “Biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşadık; yine öyle yaşayacağız!” 

Kral Faysal’ın petrol ambargosu yönündeki kararlılığı üzerine dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Kral Faysal’ı kararından vazgeçirmek için Suudi Arabistan’a ziyarette bulunur.

Kissinger hatıratında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyareti şu cümlelerle anlatır: “Kral Faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona; ‘Uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz, uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazırız.’

Kral gülümsemedi, kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: ‘Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksâ’da iki rekat namaz kılmaktır! Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?”

Kral Faysal, 1975’teki ölümüne kadar, hem İslâmî hem de siyasi açıdan birbirinden önemli kararlara imza atar. Faysal’ı diğer Suudi yöneticilerden farklı kılan şey de budur.

ORTADOĞU’DAKİ BÜYÜK KIRILMA: KRAL FAYSAL SUİKASTİ

Kral Faysal, 25 Mart 1975’te sarayında suikasta uğrar. Yeğeni Faysal bin Musaid, halkıyla bir arada olan Kral Faysal’ı kutlama bahanesi ile yanına sokularak tabanca ile iki el ateş eder, Kral’ı çenesinden ve kulağından vurur.

Ağır yaralanan Kral Faysal hastaneye kaldırılır. Ancak hastanedeki tüm müdahalelere rağmen kurtarılamaz. Suikastı gerçekleştiren Faysal bin Musaid o dönem Amerika’dan yeni gelmiştir.

İlk günlerde hükümet tarafından akli dengesinin bozuk olduğu yönünde açıklamalar yapılır. Sonrasında hastanede yapılan muayenede yeğen Faysal’ın akli dengesinin bozuk olmadığı tespit edilir. Yargılaması yapılan Faysal bin Musaid idam cezasına çarptırılır.

Kral Faysal, son nefesini vermeden önce yeğeninin kısas edilmemesini ve bağışlanmasını vasiyet etmiş olmasına rağmen, halkın yoğun tepkisi nedeniyle katil Faysal bin Musaid yargılanarak Riyad’da idam edilir. Cezanın infazı 18 Haziran’da Riyad meydanında gerçekleştirilir.

Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar kaynakları sömürülen devletler ya bütçelerinin büyük bir kısmını silahlanma yarışına aktardıkları savaşlara sürükleniyor ya da medya, asker ve sermaye eliyle darbeye uğruyor.

Devletler, Ulus veya kültürel ve dini kimlikler üzerinden savaşa sürüklenirken silah tedarikçisi ülkeler kazanıyor.  Medya ve akademi aracılığıyla alt yapısı hazırlanan karalama kampanyasıyla şeytanlaştırılan liderler kendi askerlerince darbeyle görevden uzaklaştırılıyor. Kaynakların millileştirilmesi, adil rekabet ve bölüşüm imkânı kapitalist yüzde birler için yok ediliyor.

Şimdi bir de terör örgütleri katıldı bu çarka. Modern Ortadoğu’nun tarihi kendi evinde, kendi yurdunda mültecilik çekenlerin trajik tarihine dönüştürüldü. Petrol şirketleri eliyle kaynak üzerinde tekel kuran Batı medya ve akademi eliyle trajediyi tekeline aldı.

Sovyet ve Avrupa faşizminin Musevilere yaptığını Filistin halkına yapılan zulme gerekçe yaptı ve pazarlıyor. Terör örgütleri ve kimlik çatışmalarıyla silahlandırdığı halklar kıyımdan geçerken bölge devletlerine ev sahipliği taslıyor

Ortadoğu’nun İkinci Paylaşım Savaşı sonrası tarihi artık ders alma zamanının geldiğini gösteriyor.

Ne pahasına olursa olsun bu ev bizim evimizdir!


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa