Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
Erdal Şahin
Erdal Şahin yazdı: BİR 28 ŞUBAT ANISI

BİR 28 ŞUBAT ANISI

Bu ülkenin dindar insanlarının üzerinden bir silindir gibi geçen ve bin yıl sürecek denilen 28 Şubat post modern darbesinin etkilerinin en yoğun his edildiği günlerdeydi. İnsanlar inançlarından, kılık kıyafetlerinden ve yaşam tarzlarından dolayı dışlanıyor çalıştıkları devlet kurumlarından bir bir atılıyor, siyasi partiler kapatılıyor, başörtülü öğrenciler okudukları okullardan uzaklaştırılıyor, insanlar fişleniyor ve bu haksızlığa karşı çıkanlar hukuksuz bir şekilde hapishanelere konuluyordu.

Bu ülkenin insanlarına değerlerine yabancı kişiler tarafından başlatılan bu post modern darbe tüm şiddetiyle devam ediyordu. Bir cadı avına çıkılmış gibi her gün birileri bu zulümlerden nasibini alıyordu. Yani bu ülkenin “yerlilerine” karşı “yersizler” “top yekûn bir savaş” yürütüyorlardı. Çok kısa bir sürede ülke siyasi ve ekonomik olarak batma noktasına doğru gelmişti. Her gün kriz üstüne krizler yaşanıyor ülke dış borç sarmalında bocalanıyordu. Bunlarla uğraşması gereken dönemin atanmış yöneticileri bu görevlerini bir tarafa bırakmış insanların inancıyla yaşam tarzıyla ve kılık kıyafetiyle uğraşmaya çalışıyorlardı. Dördüncü kuvvet dedikleri medyayı ellerinde bulunduran darbe zihniyetli kişiler sürekli sözde irtica haberleriyle bu maşum darbeye her gün çanak tutuyorlardı.

İşte ülkenin her bir tarafında bu zulümlerin ayyuka çıktığı günlerde askere gitmiştim. Gitmeden önce aklımın bir köşesinde sürekli beynimi meşgul eden bir konu vardı. O da şuydu, acaba müntesiplerinin inançlarından dolayı görevden uzaklaştırıldığı askerlik ocağında, bu ortamda ibadetlerimi rahat bir şekilde yapabilecek miydim? Tabi gidip görmek yaşamak gerekiyordu. Ve günü geldi gidip birliğime teslim oldum. Daha ilk girişte annemim çantama koyduğu namazlığım diğer malzemelerimle birlikte alınıp depoya kaldırılmıştı. Bu çok zoruma gitmişti sanki bu bir suç unsuruymuş zararlı bir şeymiş gibi. Anlaşılan bu anlamda bir sınav bekliyordu bizi. Namaz vakitlerinde izin almak istediğimizde izin verilmiyordu. Daha önceleri içerde var olan camiyi de kapatıp depo yapılmıştı. Fırsat bulduğumuz yerlerde gizli gizli namazlarımızı kılmaya çalışıyorduk ilk başlarda namaz kılanların sayısı yüksek olduğu halde gün geçtikçe azalıyordu. Bu duruma bir anlam veremiyordum, kendime sakladığım kimseye ifade edemediğim aklımda farklı sorular gelip gidiyordu. Bu nasıl bir çelişkiydi bir taraftan buraya peygamber ocağı diyeceksiniz ve burada insanlar ölünce öldürülünce onlara islamda en önemli mertebeyi ifade eden şehitlik makamıyla adlandıracaksınız. Ancak islamın en önemli emri olan namaza izin vermeyeceksiniz bu yaman çelişkiydi aklım almıyordu. Bu anlamda zorluklarla geçen acemi birliği görevimden sonra usta birliğine İstanbul, a gitmiştik artık göreve burada devam edecektik, aklımda yine aynı endişeler vardı. Acaba bu yeni yerimde de bu tür sorunlar sıkıntılar zorluklar olacakmıydı.

Maalesef burada da aynı sıkıntılar vardı. Komutanlar açık açık bize namaz kılmama noktasında uyarıyorlardı. Ancak “Allaha isyan olan şeyde hiç kimseye itaat yoktur” düşüncesiyle namazlarımızdan taviz vermeden zorlu şartlar altında kılmaya çalışıyorduk. İstanbul şiledeki bu yeni birliğimizde bir haftamızı doldurmuştuk. Koca birlikte namaz kılanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu ancak buna bile tahammül edilmiyordu. Bir gün bir rahatsızlığımdan dolayı beni Gata Haydarpaşa hastanesine sevk etmişlerdi, hastaneye gitmeden önce aklımda yine namaz vardı. Birliğimizde gizli saklı kıldığımız namazları komutanların refakatinde gideceğimiz hastanede kılabilecek miydim, aklımda rahatsızlığımdan ziyade bu düşünce vardı. Hastaneye varıp girişlerimizi yapmıştık, muayene sıramız gelene kadar hastanenin bir parkı andıran büyük bahçesinde beklemeye başlamıştım halka da açık olan hastanenin bahçesi hınca hınç insan doluydu, kokuları her tarafa yayılan bahçedeki köfteci ve tostçuların önünde uzun kuyruklar oluşmuştu, dakikalarca etrafı ve insanları seyre dalmıştım. Uzun bir zaman olmuştu sivil insanları görmeyeli, askerlik boyunca hep asker gördüğümüz için sivil giyimli insanlar çok tuhaf geliyordu gözüme. İnsanların bu koşuşturmalarına dalıp giderken muayene saatimiz gelmeden öğle ezanları okunmaya başlanmıştı. Çoktandır ezan sesini duymamıştım müezzinlerin etkileyici sesleriyle okuduğu ezanlar şehirden yükselen bütün sesleri bastırarak kulakları mest ediyordu. Gidip bir yerlerden abdest aldım ve hastanenin bahçesine geri döndüm bahçede uygun bir yer bulursam namaz kılayım diye dakikalarca dolaştım bakındım ama yok, her yer insan doluydu, namaz kılacak uygun bir yer yoktu. Bitkin bir halde bir banka oturdum başımı iki elimin arasına alıp düşüncelere daldım. Bir ara başımı kaldırdığımda tam karşımda bahçenin bir köşesinde büyük bir binanın altındaki duvarda büyük harflerle yazılmış Mescit yazısı gözlerime çarptı. Gözlerime inanamadım saatlerdir burada olduğum etrafı seyrettiğim halde bunu nasıl görememiştim. Hayretim dindikten sonra büyük bir sevinçle koşa koşa mescide doğru gittim. Burada gördüğüm manzara hayretimi daha da artırmıştı. İçeride sivil asker karışık kalabalık bir cemaat vardı, önlerinde rütbeli bir askerin imamlığında cemaatle namaz kılınıyordu. Bu bir rüya olmalıydı nasıl olur namazın yasak olduğu bir kurumda ve namaz kılanların görevden atıldığı bir ortamda bir mescit vardı ve burada cemaatle namaz kılınıyordu, hem de rütbeli bir askerin imamlığında. Buna bir anlam verememiştim, ancak bu bir gerçekti, büyük bir sevinç ve mutlulukla cemaate dâhil oldum, namazımı kıldım. Sonra yedi defa daha rahatsızlığım için ancak gönül huzuruyla bu hastaneye gelip gidecektim. 28 Şubat post modern darbesinin etkilerinin ülkenin her yerinde yoğun bir şekilde devam ettiği günlerde, sevinç gözyaşlarıyla karşıladığım bu güzel manzara hayatımda hiç unutamadığım bir anı olarak yer almıştı. Allah bir daha zulüm dolu bu karanlık günleri insanlarımıza göstermesin,bunu yapanlara fırsat vermesin….

Erdal şahin


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa