Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
İslam Dünyasının 1200 yıllık birikimi gün yüzüne çıkıyor
8 Mart 2017
İslam Dünyasının 1200 yıllık birikimi gün yüzüne çıkıyor

1200 yıllık birikim gün yüzüne çıktı

kaynak: Yeni Şafak

“İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi”, İlim Kültür Eğitim Derneği (İLKE) ve İlmi Etüdler Derneği (İLEM) işbirliğiyle 2013 yılında başlamış. Projenin önemli çalışmalarından birisi 8. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar kaleme alınan ahlak eserlerinin ayrıntılı bir kataloğunun hazırlanması. Bunun yanında proje kapsamında onlarca konferans, seminer, çalıştay ve yuvarlak masa toplantısına da imza atılmış. Bu zorlu ve uzun soluklu projeyi İslam ahlakı üzerine akademik çalışmalar yapan bir ekip yürütüyor. Projenin koordinatörü Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ömer Türker. Koordinatör yardımcısı ise lisansüstü çalışmalarını İslam ahlakı üzerine yapan Kübra Tiryaki. İbrahim Halil Ayten ise eserleri tasnif edip kataloglamış. Bu çalışmanın yan ürünleri sayabileceğimiz sempozyum ve seminerlerde yapılan sunumlar Nobel Yayınları tarafından yayınlandı. İnternet ortamında araştırmacılara sunulan kataloğu ve diğer çalışmaları proje koordinatörü Ömer Türker ile konuştuk.
Öncelikle şunu merak ediyorum: Böyle ağır bir yükün altına nasıl bir saikle girdiniz?
İslam dünyasında son 200 yıldır İslam düşünce geleneğinden hareketle düşünme çabaları sergiliyoruz. Bu gelenekle irtibatlı akademisyenler, ilim adamları yahut aydınlar geleneğin temel hassasiyetlerini nasıl sürdürebileceği üzerine kafa yoruyor. Metafizik çalışmalar, bilgi, siyaset, iktisat teorisi ile ilgili çalışmalar bunlar. Ahlak bu alanlardan bir tanesi. Bizim münhasıran ahlakla ilgili çalışmamız genel olarak İslam düşünce geleneğiyle irtibatımızı sürdürme, bu geleneğin canlılığını, hayatiyetini hala dünya ölçeğinde iddialı olduğunu göstermek bağlamında değerlendirebiliriz. Bu çaba sadece bizim değil, pek çok çalışmanın da parçası olduğu umumi bir çaba. Daha özel sebebi ise şudur: Ben İslam düşünce geleneğinin kimi alanlarda, özellikle modern dünyada yaşayan biz insanlara iyi bir temel teşkil edebileceğini, hala iddiasını bütün canlılığıyla koruyabildiğini düşünüyorum. Bu alanlardan bir tanesi ahlak düşüncesi. Ahlak İslam düşüncesinde çok geniş literatürü olan bir alan. Filozoflar, kelamcılar, fakihler, sufiler ve çeşitli seviyede İslam düşüncesi geleneği içinde yer alan aydınlar ahlak üzerine yazıp çizdiler. Çeşitli dönemlerde ahlak alanıyla ilgili yazılar farklı özellikler arz etti. Bizim maksadımız bütün çeşitliliğiyle ahlak düşüncesini modern dünyada temel iddialarıyla birlikte ortaya koymak ve bu düşüncenin bizim için hala irtibat kurulabilir, buradan hareketle düşünülebilir bir alan olduğunu ortaya koymak. Münhasıran ahlak ile ilgili proje geliştirmemizin bu çabaya girmemizin sebebi bu.
2013’te projeye başladığımızda İslam ahlak literatürünün dört başı mamur bir kataloğunun olmadığını fark ettik. Üniversitelerde ahlak üzerine çalışan İslam felsefesi, felsefe tarihi, tasavvuf tarihi, Arap filolojisi gibi bölümlerde hocalık yapan 60 kişilik bir ekiple yola çıktık.

ARİSTOTALES’İN ÇEVİRİLERİYLE BAŞLADI
Nasıl bir çalışma usulü takip ettiniz bu süreçte?

Evvela 8-20. yüzyıllar arasında, yani başlangıçtan Cumhuriyet döneminin başına kadar İslam ahlâk eserlerini taradık ve bu eserleri 26 ayrı kategoriye ayırdık. Türkiye’deki ve yurtdışındaki kütüphanelerde hummalı bir çalışma yaptık tabii bu esnada. Bu tarama neticesinde 348 müellife ait 543 yazma ve basma ahlâk eserini tespit ettik ve kataloglayarak dijital ortama aktardık. Artık İslam ahlak düşüncesinin 1200 yıllık birikiminin açıklamalı bibliyografyasına internetten, bir tıkla ulaşılabilecek.

Çok geniş bir zaman dilimi bu gerçekten. İslam dünyasında ahlak alanında ilk eserler ne zaman veriliyor peki?
İslam ahlak literatürünün en erken örnekleri hicri 1-2. yüzyıla kadar uzanır. Tasavvuf klasiklerinin içinde yer alan Kitabü Zühd’leri ve hadis kitaplarının içindeki ahlak bölümlerini bu işin başlangıcı sayabiliriz. Yine ahlakın belli başlı konularına dair yazılmış eserler var. Ancak ahlakın ilmî bir disiplin olarak ortaya çıkışı 9. yüzyılda Aristotales’in Nikomakhos’a Etik eserinin Arapçaya çevrilmesiyle başlıyor. Daha önce oluşan ahlak literatürü de Aristotales’in eserlerinin çevirileriyle birlikte sistemleştiriliyor. Bu disiplin bir yönüyle dinî, yani din âlimleri bu alanda üretim yapıyorlar. Bir yönüyle felsefî, çünkü filozoflar bu alanda üretim yapıyorlar. Dolayısıyla 9. yüzyıldan bu yana İslam dünyasında ahlak ilmi adı alt ayınladık bu güne kadar. Böylece tarihsel bir literatürü açığa çıkararak kamuoyuyla paylaştık. Bilim adamları için İslam ahlak literatürünü okunabilir ve üzerinde çalışma yapılabilir hale getirdik. İslam düşüncesinin temel problemlerinin tartışılmasına da zemin hazırlayacağını düşünüyorum bu projenin.
Bir de bana öyle geliyor ki ahlak’tan yola çıkarak pek çok meselemizi halledebilir, sorularımızı cevaplayabiliriz. Ne dersiniz?
Kesinlikle öyle. Ahlakın ilişkili olduğu pek çok alan var çünkü. Mesela bunun başında metafizik düşünce geliyor. Metafizik hakkında konuşan filozoflar, sufiler, mütekellim, fakihler bu alanda iddia sahipleri oldukları için ahlak düşüncesi bize, diğer pek çok alandan farklı olarak çeşitli ekollerin daha özel durumlarını açar. Biz ahlak üzerinden fıkıhla, tasavvufla, felsefeyle, kelamla irtibat kurabiliriz. İslam düşüncesinin bütün alanları ahlak üzerinden irtibat kurmaya elverişlidir. Ahlak üzerinden ana problemlerinin tartışılmasına elverişlidir. Ahlak, bütün düşünce ekollerinin kendisi üzerinden takip edileceği bir aynadır aynı zamanda. Kelamcılar açısından baktığımızda, “metaetik” dedikleri, özellikle teorik ahlak konularıyla karşılaşırız. Ahlakın kaynağı, ahlakî önermelerin analizi sorunu gibi. Filozoflar açısından bakıldığında genel olarak ahlakın insan hayatındaki yeri, insanın yetişmesinde ahlakın işlevi, erdemler hiyerarşisi ve erdemler tablosuyla karşılaşırız. Sufiler açısından bakınca ahlak daha derin bir hal alıyor yaptığımız çalışmanın gösterdiği kadarıyla.
İNSANIN KENDİSİNİ ANLAMA ÇABASI
Nasıl yani?

Tam anlamıyla metafizikleşmiş, genel olarak İslamın Tanrı-âlem ilişkisi hakkında İslam düşüncesi geleneğinden, bilhassa tasavvufta oluşan o çerçevenin bütünüyle sirayet ettiği bir yapı ile karşılaşıyoruz. Yani biz tasavvufî ahlak üzerinden metafiziğin bütün tartışmalarına yoğun bir şekilde intikal edebiliriz. Aynı şekilde fıkha yaklaşabiliriz ahlakla. Fıkhın içerisindeki ahlak tartışmaları bize pratik hayatın nasıl düzenleneceği konusunda İslam düşünce geleneğinin en kalabalık kesimini oluşturan fakihlerin görüşlerini ve önerilerini verir. Dolayısıyla ahlak alanı bir bütün olarak pratik hayatın, birincisi metafizik olanla irtibatı, ikincisi kendi içinde nasıl düzenlenmesi gerektiğine dair İslam geleneğinin bütün akımlarını önümüze serer. Ahlakın en önemli verisi ahlaklı olduğumuz durumda bile hakkında konuşmaya değer bir alan olması. Ahlak konuşmaları aslında ahlaklı olmaktan öte, ahlakı anlamak için yapılan konuşmalardır bir bakıma. Ahlakı anlama ise, insanın kendisini anlamaya yönelik bir çabasıdır.

Kataloglama sorumlusu İbrahim Halil Ayten: Niyazî-i Mısrî’nin tek varaklık yeni bir eserini bulduk

Kataloglama çalışmasını yaparken yöntem, içerik, yazım tekniği, itibariyle önemli olmakla birlikte pek bilinmemiş olan eserlerle karşılaştınız mı?
Elbette pek çok eser var böyle. Ben ilgi çekici olacağını düşündüğüm birkaçını zikredeyim. Mesela Fatih dönemi müelliflerinden Muhammed b. el-Hatîp el-Kirmânî’nin kavimlerin çeşitli mizaç ve özelliklerini ile onların dini inançlarını işleyen bir eser olan Hulâsatü’l-hâsıl fî ahlâki’l-ümem ve edyânihim adlı eserinde mensup olunan toplum olarak Yunanlılar, Romalılar, Araplar, Türkler, Çinliler, Kıptîler ve inanç itibariyle de Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahûdî ve Mecûsîler hakkında onların karakteristik özellikleri ve ahlaki vasıfları işlenmiştir. Bu özelliklerin hakkındaki tespitler için toplumların mizaçlarına bakılmaktadır. Eser şimdiye kadar pek bilinen bir eser olmayıp hakkında da çalışma yapılmamış.
AHLAK KAVRAMLARI BU ESERDE
Yine 16. yüzyılda yaşayan Abdülkādir b. Ahmed b. Ali el-Fakîhî’nin Menâhicü’l-ahlâkı’s-seniyye fî mebâhici’l-ahlâkı’s-sünniyye adlı eseri var. Müellif bu eseriyle isminden anlaşılacağı gibi birincisi eserinin belirli bir yöntem üzerine yazılması, ikincisi ve belki de en önemlisi konuların Ehl-i sünnet anlayışı/itikad çerçevesinde işlenmesi şeklinde iki ayrı amacı gütmektedir. Nitekim müellif bunu açıkça belirtmiş ve Tusî, İbn Miskeveyh gibi ahlak felsefesinde kendinden sonraki geleneği etkileyen iki büyük ahlak müellifine Şiî oldukları itibariyle eserinde yer vermemiştir. Fakîhî’nin bu yöntemi şimdiye kadar mevcut ahlak literatüründe gözetilmeyen bir yöntemdir. Bunun yanında müellif eserinde ahlakı tasavvufî-felsefî veçheyle işleyerek hikmetin naklî-aklî iki zirvesini mezcetmiştir. Bu itibarla eserinde İbn Sînâ ve Adudüddin el-Îcî vb. müelliflerden felsefî; Kuşeyrî, Gazzâlî, İbnü’l-Arabî, Sühreverdî vb. birçok sûfîden de tasavvufî ahlâk konuları işlenmiş ve kavramlar alfabetik sırayla verilerek açıklanmıştır. Eser “sonuç” itibariyle de “Nebevî Ahlâk” ahlak konusuyla bitirilmiştir. Aslında bu eserin diğer bir ilginç yönü kendisinden önceki her iki alanın müellifleri eserlerinde ilgili disiplinin sınırları çerçevesinde ahlak kavramlarını işlemiştir. Yani müellif detaylı izah, düzen, disiplinler açısından Sünnî ahlak geleneğini tek bir eserde toplamaya çalışmıştır. Ne yazık ki bu eser kendi döneminden-günümüze kadarki süreçte gerekli ilgiyi görmemenin yanında, hakkında mevcut akademik çalışmalarda pek bilgi verilmemiştir. İlk defa eserin bu yönüyle gün yüzüne çıkması bu çalışma vesileyle gerçekleşmiştir.
NOKTASIZ HARFLERLE YAZILMIŞ
Bunun yanında üslup olarak da çok ilginç eserlerle karşılaştık. Öyle ki müellifi adeta yazım sanatında herkese meydan okurcasına bir yöntem takınmıştır. Örneğin Feyzullah b. Mübârek el-Hindî (1003/1595) Mevâridü’l-kilem ve silkü’d-düreri’l-hikem adlı hikemiyat türünde görülen hikmetli ahlakî sözleri ihtiva eden Arapça eserini, noktasız harfleri kullanarak oluşturmuştur ve eserin sonunda tamamı noktalı harflerden bir “hatime/sonuç” kısmı kaleme almıştır.
Yine büyük sufi Niyazî-i Mısrî’nin daha önce hakkında yapılan çalışmalarda bahsi geçmeyen ve belki de ilk defa bu çalışmayla ortaya çıkartılan tek varak halindeki Risâle fî makāmâti’s-salikin adlı ahlak-makam-nefis ilişkisinin işlendiği Türkçe eserinde, metin içi kelimeler çoğunlukla (% 80 oranında) harfleri birleştirilmeden yazılmıştır. Herhangi bir örnek verilecek olursa buna göre “makâmı” kelimesi “m a k â m ı” şeklinde verilmiştir.


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa