Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
Transatlantik köle ticaretine kısa bir bakış
13 Nisan 2015
Transatlantik köle ticaretine kısa bir bakış

TRANSATLANTİK KÖLE TİCARETİNE KISA BİR BAKIŞ

Yunus Emre İLKORKOR

Afrika’da kölelik, çok eskilere dayanmaktadır. Bunun en önemli nedeni, ekonomik yapıyla ilgili olandır. Toprakların bol ancak nüfusun az olması ile iklim şartlarının uyumsuz, ekilecek alanların ise verimsiz olmaları nedenleriyle, artık ürün üretilememiştir. Bu durum ise devletsizliğe yol açmıştır. İnsanlar, otoriteden, vergiden ve baskıdan kaçtıkları için, işgücü önem kazanmıştır. Bu da, köleciliğin eski çağlardan beri var olmasına ve hatta kurumsallaşmasına neden olmuştur.

Yukarda bahsedilen durum, daha çok Sahra-Altı Afrika ile ilgilidir. Bilindiği üzere, Kuzey Afrika’nın kıyı kesimleri ile Mısır ve Etiyopya’da şehir devletleri ile merkezi uygarlıklar, bulunmaktaydı. Bu bölgelerde var olan kölecilik kurumunun dinamiği, farklılık göstermektedir.

Her ne kadar Afrika’da köleciliğin tarihi eski olsa da, modern kölecilik anlayışının temelinde 16. yüzyılda başlayan Atlantik ticareti yatmaktadır. Gemilerle Avrupa, Amerika ve Afrika’yı bağlayan Atlantik ticareti, kölelerin toplu halde gemilerle taşınıp, geniş plantasyonlarda çalıştırılmasını içerdiği için, eski tarihlerden bu yana süregelen köle ticaretinden hem nitelik hem de nicelik bakımından farklılık arz etmektedir.

  1. yüzyılda Akdeniz ticareti üzerindeki İspanya-Portekiz mücadelesinin, ikincinin lehine bitmesi, İspanya’nın gözünü yeni alanlara dikmesine yol açmıştır. 16. yüzyıl itibariyle, bu arayış kapsamında Amerika kıtasına ulaşan kaşifler, yeni yerler keşfetmişler ve buraları silah, çelik ve mikrop etkisinin yardımıyla kolaylıkla ele geçirmişlerdir. Gemilerle gelen kaşiflerin taşıdığı Avrupa kaynaklı bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklığı olmayan nüfusunun çoğunu kaybeden yerel topluluklar, ateşli silahlar sayesinde kontrol altına alınmışlardır. Bulaşıcı hastalıklar yüzünden nüfusun büyük oranın yok olması, bu topraklarda insan gücü ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Portekizliler, ilk başta kıyıdan köle toplamaya çalışmışlardır. Yeni ele geçirilen bu yerler ile daha önce Portekizliler tarafından tesadüfen bulunan ve dönemin karlı ürünü şeker plantasyonlarına çevrilen Kanarya Adaları gibi bölgelerde, ciddi işgücü ihtiyacı hissedilmiştir. Akıntı sisteminin keşfiyle, Afrika’nın güney batısına keşifler başlatılmıştır. Ancak gerek kıyıların yapısı, gerekse Afrika’nın karanlık imajı nedeniyle, geri çekilmişlerdir. Bu durum da, Portekiz tüccarları ile Afrikalılar arasında eşit düzeyde ticaretin başlamasına neden olmuştur.

Bu ticaret, Afrikalı tüccarlar ve hükümdarlar ile Avrupalı tüccarlar ve gemi kaptanları arasında gönüllü işbirliğine dayalı bir ilişkidir. Ateşli silahların yanı sıra, lüks ürün olarak düşünülen Avrupa menşeli elbiseler, Afrikalı elitler tarafından tercih edilmekte olup, karşılığında Avrupalı tüccarlara savaş esiri veya suçlu ya da iç bölgelerde küçük klanlara mensup Afrikalılar (köleler) ve altın, fildişi ve tekstil sanayinde kullanılan bazı hammaddeler verilmiştir.

İlk kez 1518’de başlayan bu köle ticareti, üç aşamada gerçekleşmiştir. Bu aşamalardan ilki, kölelerin iç Afrika’dan kıyılara getirilmesini içeren Afrika ayağıdır. Sahillerdeki zindanlarda çok zor koşullarda, ortalama 6 ay bekletilen bu köleler, gemilere bindirilerek sürecin ikinci aşaması olan Orta Geçiş aşamasına geçilmiş olurdu. Aynı zamanda savaş makinesi ve yüzer hapishane olan köle gemilerinin temel fonksiyonu, insandan köle üretmektir. Aileleriyle ve vatanlarıyla bütün bağları kopartılan, aşağılanan ve insanlıktan çıkartılan köleler, kültürel şok yaşamışlardır. Bu durum, çok sayıda kölenin yolculuk esnasında bunalıma girerek ya da kötü koşullardan ötürü ölmesine neden olmuştur. Bu aşamada intihar etmek, topluca şarkı söylemek ve dini inançlar, bir direniş gösterme amacını taşımıştır. Son aşama ise Brezilya, Karayipler ve Güney ABD gibi bölgelerde, gemilerin bölgenin işgücü ihtiyacını karşılayacak köleleri boşaltıp, burada üretilen plantasyon mallarını (şeker, kahve, tütün, pamuk vs.) yükledikleri, Amerika ayağıdır. 4 yüzyıl süren bu ticaret boyunca gemilere yüklenen yaklaşık 18 milyon kölenin, 5 milyon kadarı bu aşamayı tamamlayamadan yollarda ölümle yüzleşmiştir.

Ticaret Üçgeni de denen bu köleci ticaret ilişkisinin, kapitalizme etkisi üzerine farklı görüşler bulunmaktadır. Kölecilik olmadan kapitalizmin doğmayacağını savunan grup, Endüstri Devriminin kölecilik birikimiyle finanse edildiğini iddia etmektedir. Marx’a göre; kapitalizmin oluşması için bir ilk birikime ihtiyaç vardır. Bu bağlamda gerek İngiltere’de köylülerin topraklarından koparılması, gerekse global ölçekte köle emeğinin kullanılması, ilkel birikim için gereken işgücü ihtiyacını karşılamıştır. Öte yandan bu Ticaret Üçgeni de, Endüstri Devrimi için gerekli finansmanın elde edilmesini ve kıyı bölgelerde (Liverpool, Bristol vb.) kurulan bankalar ve sigorta şirketleri sayesinde de, finansal sistemin kurumsallaşmasını sağlamıştır. Beyaz Marksist düşünürler, kölelikle kapitalizm ilişkisini görmezden gelmişlerdir. Eric Williams’ın bu konudaki tezi; uzun yıllar boyu görmezden gelinmiştir. Williams’ın “Global Afrika için önemli olan Kapitalizm ve Kölelik” isimli çalışmasına göre; köleliğin yükselişi ve bitirilişi, kapitalizmin köleliğin sermaye ve emek üretim faktörlerine ihtiyaç duymasıyla bağlantılıdır.

Bununla birlikte, kölelikle kapitalizmin yükselişi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak adına yapılan bazı nicel analizlerde, (özellikle İngiltere özelinde) köle ticaretinden oluşan gelirin sanıldığı kadar yüksek olmadığı iddia edilmektedir. Bu çalışmaların temel tezi, transatlantik köle ticaretinin o dönemki küresel ticaret hacminin küçük bir kısmını oluşturduğudur. Fakat günümüzde bu tezlere fazla itibar edilmemektedir.

Yunus Emre İLKORKOR

http://sahipkiran.org/2015/04/01/transatlantik-kole-ticareti/


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa