Van Analiz Haber
Van Analiz Haber
VAROLUŞSAL YOĞUNLUKLAR
17 Ekim 2016
VAROLUŞSAL YOĞUNLUKLAR

Bugün, İslami dünya görüşüyle, bilgi-değer sistemiyle ilgisi bulunmayan taklit-kopya-sahte hayatlar yaşıyoruz. Hiçbir şeyi gerçek bütünlüğü içerisinde temsil etmiyoruz. Hayatın kimi boyutuna İslami hassasiyetlerle katılırken, kimi boyutlarına seküler-kapitalist-liberal hassasiyetlerle katılıyor, şizofrenik davranışlara katlanıyoruz.

Yenişafak/Atasoy MüftüoğluAziz İslam’ın bütüncül anlamlarına yabancılaştığımız için, hayatı, parçalanmış anlamlara indirgeyerek yaşıyoruz. Parçalanmış anlamlar dünyasında, bireysel ya da kolektif çıkarlar belirleyici hale geliyor. Birbirinizle olan ilişkilerimizi, bir değer sistemine dayalı ortak bilinç ve ilkeler değil, kabileci bencillikler, partizanlıklar, gibi farklı standartlar şekillendiriyor. Günümüzde, çoğu kez, kim olduğumuzu hayattan ne beklediğimiz, ne istediğimiz biçimlendiriyor. Maddi ya da manevi avantaj-ayrıcalık arayışı bütün tercihlerin önüne geçiyor.

Ahlaki bakış açısını kaybettiğimiz için, Müslümanlar olarak, ideolojik/entelektüel/kültürel/politik bir savaşın tam ortasındayken, bu savaşı derinden duymuyor, hissetmiyoruz. Yerel koşullar içerisinde düşündüğümüz için, bilincimiz kolaylıkla homejenleştirilebiliyor, partizanlaştırılabiliyor, duygusallaştırılabiliyor, millileştirilebiliyor. Dağılmışlık ve merkezsizlik stratejik bir başlangıç noktasında buluşmamızı engelliyor.

Varoluşsal yoğunlukları-incelikleri, İslami yoğunlukları ve dikkati kaybettiğimiz için, hayatın içeresinde her tür taşralılık, kabalık, bayağılık, cehalet, sansasyon, demegoji, dilsel saldırganlık normalleşiyor, sıradanlaşıyor.

ORTAK İNSANLIK FİKRİ YOK EDİLİYOR

Aydınlanma sonrası dönemden başlayarak İslam dünyası toplumları oryantalist-sömürgeci bir dil aracılığıyla sistematik olarak nesneleştirildi, bu dil aracılığıyla toplumlarımız üzerinde bir otorite kuruldu. Bu otorite, sömürgeci kavram ve kurumlar aracılığıyla bugün de eksiksiz bir biçimde sürdürülüyor. Emperyalist amaçlarla, Batı’nın çıkarlarına hizmet edebilecek şekilde icat edilen ırkçı ve ideolojik bilgi yoluyla bugün, toplumlarımızın zihin dünyası kuşatma/baskı altında tutuluyor. Öteki ve ötekilikleri icat eden, ırkçı ve ideolojik ilişki biçimi, hiyerarşik ilişki biçimi, metalaştırıcı ilişki biçimi, karşıtlıklara göre şekillenen ilişki biçimi, kolonyalist ilişki biçimi, ortak insanlık inancını, ortak insanlık fikrini ve bilincini yok ediyor. Hiçbir ırk, bütün üstün değerlerin kendi tekelinde olduğunu iddia edemez, etmemelidir.

Günümüzde toplumlarımız, düşünce hayatımız, kültür ve akademik hayatımız, her nasılsa, her nedense, oryantalist/sömürgeci dil/bilgi/söylem ve politikaya karşı direnişten hiç bir şekilde söz etmiyor. Sorgulayıcı-eleştirel anlamda bir bilinci temsil etmediğimiz için, seküler fetihler karşısında neler yapılması gerektiğini konuşan İslami bir topluluk yok. Bu nedenledir ki, toplumlarımız, ne olduğu, ne olması gerektiği bilincine yabancı bir dünyada yaşamaya devam ediyor, edebiliyor. Ne olduğumuzu, ne olmamız gerektiğini sömürgeci dünya görüşünün sınırları içerisinde kalarak tartışıyoruz.

Hamaset ve romantizm ufkumuzu kapattığı için, İslami dil’in, bilginin, gerçek hayata, tarihe, uygulamaya yönelik boyutu gündemimizden bütünüyle çıkmış ya da çıkarılmıştır. Tarihsel süreçlerden bütünüyle bağımsız, içi boşaltılmış bir din yaklaşımını tüketiyoruz. Bir insan için, bir toplum için, bir kültür için çöküş ya da felaket, zihinsel-ruhsal bağımsızlıklarını kaybettiklerinde başlar. Zihinsel-ruhsal bağımsızlıklarını kaybedenler hayatlarını duygusal-ütopik yanılsamalara kapılarak, yanılsamalar içerisinde sürüklenerek geçirirler.

DERİN SESSİZLİĞİMİZ DEVAM EDİYOR

İslam dünyası toplumları, vulgarizasyon ve mistifikasyona tabi tutulan bir din algısına maruz bırakıldıkları için bilinç ve farkındalık duygularını yitirdiler. Vulgarizasyon ve mistifikasyon yoluyla kitlelerin düşünce dünyası, tefekkür dünyası, bilinç dünyası sistematik bir şekilde etkisiz hale getiriliyor, katliama tabi tutuluyor. Bu konuda, kehanetlerin, batıni mistik ideallerin/inançların, toplumumuzu nasıl 15 Temmuz cinnetine/ihanetine hazırladığı, hazırlayabildiği hatırlanmalıdır. Düşünce dünyamız, kültür ve ilahiyat dünyamız, entelektüel/zihinsel büyük bir erozyonla karşı karşıya bulunduğu için, sözünü ettiğimiz cinnet/ihanet girişimi etrafında tarihsel bir hesaplaşma ve çözümlemeye cesaret edememiştir.

Politik ve dini popülizme dayalı bir dil yoluyla büyük sayılara hitap edebiliyor, büyük sayıları etkileyebiliyor, büyük sayıları yönlendirebiliyoruz, ancak, temel/yapısal/hayati sorunları gündemimize almadığımız, almak istemediğimiz için olacak, maruz kaldığımız ontolojik ve epistemolojik sömürgecilik etrafında eleştirel tek bir cümle dahi kuramıyoruz. Bu konuda, hiç bir sorunumuz yokmuş gibi hareket edebiliyoruz. Bu durum, bizlerin, İslam’ın özgürleştirici boyutuna yabancı bir geleneğin kurbanları olduğumuzu gösterir. İslam’ın özgürleştirici boyutuna yabancı olmasaydık eğer, gerçekliği değiştirmeye, dönüştürmeye yönelik İslami çabalarımız olacaktı. Bugün, İslami dünya görüşüyle, bilgi-değer sistemiyle ilgisi bulunmayan taklit-kopya-sahte hayatlar yaşıyoruz. Hiçbir şeyi gerçek bütünlüğü içerisinde temsil etmiyoruz. Hayatın kimi boyutuna İslami hassasiyetlerle katılırken, kimi boyutlarına seküler-kapitalist-liberal hassasiyetlerle katılıyor, şizofrenik davranışlara katlanıyoruz. Emperyal-sömürgeci iktidarın diliyle ilgili olarak, bu dilin İslami meşruiyeti ve referansları marjinalleştirmesi, sınırlandırması ve göreli hale getirmesi karşısında derin/anlamsız sessizliğimizi korumaya devam edebiliyoruz.


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yukarı Geri Ana Sayfa